TÜKENMEZ KALEM...

Çaresizlik ve intihar!

16/12/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

Çukurova Üniversitesi’nde temizlik işçisi olarak çalışan Doğan Aksu isimli emekçi intihar etti.

Ölmeden önce “Lanet olsun sana para”  yazan bir not bırakan işçi için, Arkadaşları onun hiçbir kötü alışkanlığı olmadığını söylerler. TOKİ’den ucuz bir ev almak için girdiği taksitler belini bükmüş, arkasından kredi kartı borçları en nihayetinde kesile kesile kuşa dönen işçisi ücretiyle daha fazla dayanamamıştı bu zulüm dolu hayata. Her zaman olduğu ve bundan sonrada olacağı gibi bir gazetelerin 3. sayfasında yer alır işçinin ölümü.

“Bir garip ölmüş diyeler
Üç günden sonra duyalar
Soğuk su ile yuyalar
Şöyle garip bencileyin”

Bir taraftan milyonlarca işsiz yarat, diğer taraftan “bu zulüm yeter artık, yaşamak değil ölmek istiyorum” seçeneğine yani “sıtmayı göster ölüme razı et” kıskaçtaki vatandaş.

İşsizlik ve asgari ücretle, sigortasız çalışma tam bir kırk satır mı, kırk katır mı hikâyesi bizim için!

Sevgili Gazeteci dostum Cihan Güner geçen gün bir mail atmıştı. Konu yukarıdakinin bir benzeri.

Her şey Ali Karaçalı’nın kalp krizi geçirmesi ile başlıyor. Apartman Yöneticileri, Kendisine 15 gün rapor verilen Ali Karaçalı ve yardımcı işçi Filiz Karaçalı’yı önce işten atıyor ve kendilerine verilen kapıcı konutunu da boşalmalarını istiyor. Bunun üzerine sitenin daha Kooperatif sürecinden beri 5 bloğuna birden hizmet eden Karaçalı ailesi neye uğradığını şaşırıyor. Üstelik yardımcı işçi olan Filiz Karaçalı, yıllardan beri sigortasız olarak çalıştırılıyor. Ali Karaçalı’nın ise 31.08.2009 tarihinden itibaren beri ne maaşı yatırılıyor, ne de SSK primleri ödeniyor.

Ailenin konuttan çıkması için mücadele başlatan Apartman yönetimi, önce kapıcı konutunun elektriğini sonra da konut’un ısıtma sistemini devre dışı bırakmakla aileyi tehdit ediyor. Son olarak 11.12.2009 tarihinde saat 20.00 gibi Ali Karaçalı evinde yokken, Apartman Yöneticisi Nihat Kırgız ailenin yaşadığı konuta girerek, Filiz Karaçalı’yı tehdit ediyor. Filiz Karaçalı’nın tepkisiyle karşılaşan yönetici Nihat Kırgız, konut’a Polis çağırarak, aileden şikâyetçi oluyor. Karakola götürülen Filiz Karaçalı yapılacak bir işlem olmadığından serbest bırakılıyor. Yıllardan beri hizmet ettikleri insanlardan hakarete maruz kalan aile, üye oldukları Emek-İş sendikası ile birlikte hukuki mücadeleye hazırlanıyor.>          

Fakirin hali aynen yukarıdaki yazılanlar. Sermaye için ise, bir elinde para bir elinde kırbaç.

Kırbaç deyince aklıma son günlerde çokça şikâyet aldığım bir konu geldi; Bölgemizde küçük ev aletleri üreten 400–500 civarında asgari ücretli işçi çalıştıran bir montaj fabrikasında, Müdür değil, vardiya amiri değil, personel şefi değil taaaaa patronun kendisi (sadece elinde kırbacı eksik), işçilerinin arasında bağıra çağıra küfür ederek, biraz yavaş çalışanı görünce “atın bunu işten” diye emirler yağdırıp işyerinde psikolojik şiddet (mobbing) uyguluyormuş! Bu kadar şiddet yetmez gibi, işçiler çalışarak ısınsın daha çok üretim yapsın diye buz gibi havalarda ortamı ısıtacak bir ısıtıcıda kullanılmadığı için işçiler tir tir titriyor sürekli hasta oluyormuş. Kısacası kırk katırmı, kırk satırmı?
Gemi Tersanelerini hiç yazmayalım. Tersanedeki ölümlü kazalar çok yazıldı, bizede sıra gelince bizde yazarız.
Belkide yukarıda yazdığımız ve benzeri sebeplerden dolayıdır son dönemde emekçilerin can havliyle sokaklara dökülmesi dikkatinizi çekiyor mu bilmem, lakin son zamanlarda işçi direnişleri hiç olmadığı kadar çoğalmaya başladı. Son yıllarda görülmemiş bir hızla yükselişe geçti ve inatla sürüyor işin garibi zor şartlara rağmen başarılıda oluyor.

İlginç olan taraf şu ki; bu direnişlere katkı verenlerin büyük bir çoğunluğunun sendikasız işçilerden oluşuyor olması. Direnişçi işçilerin birbirlerinden habersiz olarak birbirleriyle dayanışamamaları büyük sorun ama bugün için daha önemlisi bıçak kemiğe dayandı diyerek ekmeğe sahip çıkmak olduğunun farkında olmaları.

İşin enteresan tarafı ise daha iyi koşullarda daha iyi para alarak çalışanların kötü koşullarda çalışan sınıfdaşlarınıın farkında bile olmaması, hatta birçok yerde onlara karşı durmaları.

Hani düşte gör derler ya onlarda kriz bahanesiyle maaşlarında kesinti veya işsiz kalınca sanırım gerçeğin farkına varacaklardır.

Hiç kimse unutmasın ki, sermaye gelişen durum karşısında gündem değiştirmenin yollarını çizecektir. Birinci sayfa haberleri Pusuya düşürülen askerler, yakılarak öldürülen genç bir kız çocuğu ve daha neler neler!

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

DTP Kapatıldı Gözünüz Aydın!

13/12/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

  Bir ülke düşününki bireyin yaptığı hatayı kuruma yüklüyorsun, bunada demokrasi deyip ahkâm kesiyorsun.

Evet, bu ülkede demokrasi adına her şey olur, bu ülke kurumları demokrasiye çok bağlıdır. Varsa yoksa demokrasi.

DTP kapatılacak kadar suçlumuydu?

Belkide evet!

Belkide hayır!

Lakin şu bir gerçekki bu ülkede bireyin yaptığı suç işine gelince kuruma kesilir, işine gelmezse bireye monte edilir. İşkencede ölen birini muhakkak ki işkenceyle öldüren biri vardır. Bu işkenceci kendi çıkarları içinmi yoksa bulunduğu kurum içinmi bu işkenceyi yapmıştır? Bunu kimse sorgulamaz sadece tespit edilirse (ki), oda muhakkak üstü kapatılamayacak kadar deşifre olmuşsa sadece suçu işleyene minimize bir ceza verilerek kurum kurtarılır.

DTP kapatıldı gözünüz aydın!

DTP’nin kapatılması için en çok çalışan parti ne CHP dir, nede MHP.

CHP ve MHP kendilerine biçtikleri görev “ulusal/milliyetçi” muhalefet yaparak siyasi edinimdir.

DTP’nin kapatılması için en çok çalışan parti sadece ve sadece AKP’dir. AKP’nin bazı ağır siyasetçileri İspanya Anayasa Mahkemesi’nin Herri Batasuna hakkındaki verdiği kararı örnek göstererek. DTP’nin kapatılmasına epeyce caba sarf ettikleri gerçeği inkâr edilemez halde gün ışığı gibi ortadadır.

Şimdi Herri Batasunayı örnek gösterenlere tavsiye ediyoruz. İspanya’da var olan tün etnik kimliklerin hangi özgürlüklere hangi haklara sahip olduğunu gidip yerinde öğrensinler.

Bundan sonra neler olacak veya neler olabilir?

Birincisi; Kurulduğu günden bu güne ha bugün ha yarın kapatılacağım kaygıları taşıyan AKP Demokrasi havarisi kesilecek! İleride başına gelebilecek her türlü kapatıla ihtimallerine karşın DTP nin kapatılma nedenini gerekçe olarak göstererek (hesapta) Demokrasi adına Anayasada birçok değişikliğe gitmenin yolunu arayacaktır.

Şuna herkes inansın ki AKP’nin yapmak istediği gerçek mesele kendi çıkarına uygun olandır. AKP sadece DTP nin başına gelenin kendi başına da geleceği kaygısından kurtulmak için özde olmayıp sözde demokrasi havarisi kesilecek “biçim olarak” Anayasa mahkemesinin partiler üzerinde demoklasin kılıcı gibi durmasının siyasi partileri rahatsız ettiğini bu nedenle de parti kapatma gerekçelerinin zorlaşacağı bir yasa isteyecektir.

İkinci olarak; Kürtlere, ovada siyaset yapma imkânlarını ortadan kaldırdınız bizi dağa çıkmaya zorluyorsunuz şıkkı pompalanacaktır.

Üçüncü olarak ve en önemlisi; Abdullah Öcalan’ın DTP'nin kapatılması davası hakkında, “Dünyanın sonu değil, kapatırlarsa da mücadelelerini sürdürürler, yollarına devam ederler. Yine Türkiye'de her kesimden demokratları içine alan demokratik bir yapılanmaya gidebilirler. İlla muhatap ben olayım demiyorum, PKK’yı de muhatap alabilirler, olmazsa DTP’yi de alabilirler, o da olmazsa o zaman içinde PKK’lıların yer alabileceği halktan sorunla ilgili insanlardan oluşturulmuş bir heyetle de görüşmeler yapabilirler.” Demesi ise, yıllardır Öcalan’ın aklında olan “ben olmasamda önerilerimin muhatap alınması” ve “her kesimden katılım ile çatı partisi” için harekete geçilmesi olasılığıdır.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Etin Kilosu Kaç Kuruş!

12/12/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

 

 

Başbakan Recep Tayyib Erdoğan'ın kurdelesini keserek 3 Mart 2009 günü hizmete giren Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi'nde 56 oda, 94 Yatak, 4 Ameliyathane, 4 Genel Yoğun Bakım, 4 Cerrahi Yoğun Bakım, 10 Yeni Doğan Bakım ve 4 Pediatrik olmak üzere 22 Yoğun Bakım Ünitesi mevcutmuş. 72 Poliklinik ve Acil Servisi bulunan Avcılar Murat Kölük Devlet Hastanesi 11.948.841 TL + KDV'ye mal olmuş.
Düşte gör derler ya!
Bizde düştük ve gördük.
Eşimin işyerinde geçirdiği bir rahatsızlık sonucu eve acı içinde gelişiyle başladı hastaneyi görmemiz ve başımıza gelenler.
5 Kasım yani geçen cumartesi akşamı saat 19 civarında adı geçen hastanenin kapısından içeri girdiğimizde ortalık oldukça ferah, bankodaki memur güler yüzlü hem bizi kabul ediyor hemde telefondaki arkadaşına google yaz bulursun muhabbeti yapıyor, bunu yaparken bizden de; Helal olsun be ne adamlar varmış her yere yetişiyor övgüsünü de almayı ihmal etmiyordu.
Neyse efendim biz gelelim konumuza, Hastanenin bu kadar sesiz ferah olmasına sevinmeye çalışırken önümüzdeki birkaç kişi muayene olup çıkmış sıra bir anda bize gelmişti.
Biz yine meslek erbaplarının bu canhıraş mücadelesine bir kez daha "Helal olsun ne adamlar var görev aşkıyla yanıp tutuşan" derken, Doktorun neyiniz var demesiyle yaklaşık bir metre uzaktan göz muayenesine başlamıştık.
Eşim; Hocam belimi incittim.
Dr; Daha önceleride oldumu.
Ben; Ara sıra belinin ağrıdığı oldu ama bu sefer çok acı çekiyor.
Dr; Şimdi bir ağrı kesici iğne vuralım.
Acı çeken bir yüz ifadesiyle eşim; Olur hocam.
Ben; Hocam, eşimin bazı ilaçlara karşı alerjisi var.
Hocada ses yok antialerjik bir ilaç yazar.
Eşim iğne olmak için paravanın arkasına geçer "iğneci" bayanın içeri girmesiyle yaklaşık 15-20 saniye sonra dışarı çıkması bir olur.
Doktor birkaç iğne ile birde B12 vitamini verip hemşirenin yaptığı iğne ile muayenehaneden dışarı çıktığımızda, eşim yürüyemez haldedir, bir yere oturmaya kalkarız zavallı kadın oturamaz yürüyelim der. Hastane evimize yakın olduğundan aracımızla da gelmemişiz. Hastaneden çıkarız ağır adımlarla yürüyüp üst geçitten geçip yaklaşık 150 metre yürüyüp evimize gideceğiz.
Ayakta iğne olduğunu, "iğnecinin" yatmasına müsaade etmediğini, çok işinin olup yatmasını dahi beklemeyip hemen ayakta iğneyi yaptığını söyleyince kan beynime sıçradı.
Evet, işte bizim eğitim tahsil seviyesi yüksek insanımız, milyarlar harcandığı iddia edilen hastanemiz ve hastanemizin neden bu kadar ferah ve "boş" kaldığı.
İl sağlık müdürlüğüne Sağlık bakanlığına düşen görev bu binaların gölgesinde oturmak değil bu binaların içinin işlevselliği olduğunu hatırlattıktan sonra Hipokrat yemini ederek görev yaptığını iddia edenlere de bir vatandaş olarak şunu sormak istiyorum; Etin kilosu kaç kuruş!

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kimin Muhtarı!

12/12/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

 

Muhtar Dernekleri Federasyon Başkanı Hüseyin Özkan devamla; "Muhtarlarımızın görev saati ve günü yoktur. Çünkü muhtarlar bulundukları köy ve mahallelerin en önemli kişileridir. Muhtarlar gece yarısında bile halkına hizmet etmek için çalışır. Bu yüzünde muhtarların bulundukları yerde ne kadar önemli olduğunu o bölgede yaşayan insanlar iyi bilir. Muhtarın tek bir gayesi vardı. O da mahallesine köyüne hizmet götürebilmektir. Muhtarlar mahallenin abisi, babası ve en büyüyüdür"
Evet, bu ülkede tamı tamına 53.000 tane muhtar varmış, Bu 52999 tanesi dururken Şehri İstanbulun üçüncü seçim bölgesinin, bir ilçesinin, bir mahallesinin muhtarı geçenlerde bir icraat yapmış ki sormayın. Neymiş efendim CHP parti içi mahalle seçimlerinde delege olan bir kişi adı malum mahallede oturmuyormuş. O sebeple delege olamazmış!
Doğrudur efendim, sonuna kadar katılıyorum. Her partili oturduğu mahalleden delege olmalıdır. Bu hangi parti olursa olsun. Muhtarın yaptığı icraat karşısında selam duruyor muhtarı sonuna kadar destekliyorum. Lakin bu yapılanın bir kişiye ayrıcalık olarak değil ilkesel olarak uygulanması kaydıyla sonuna kadar destekliyorum.
Görünen gerçekler diyor ki; Bu mesele ancak yasa ile çözülür, tüm siyasi partiler içinde fayda sağlar. Mahalle kongreleri biter, delege listesi muhtara gider, Muhtar o mahallede oturanı oturmayanı belirleyip ilçe seçim kuruluna havale eder, seçim kuruluda nihai kararı verir, sorunda çözümlenmiş olur. İşin garibi bu yasasızlık tüm siyasi partilerin üst yapısını memnun etmekte olduğundan ancak ki itiraz dahilinde inceleme yapılabiliniyor!
Aslında haber bomba! Sarıldık telefona aradık muhtarı. Kaydı bizde olmak üzere başladı sohbetimiz. Önce tekledi, afalladı, sorularımız sıklaştıkça şaşırdı, manevralar yaptı en sonunda; Abi ben bankadayım senle sonra konuşalım dedi, o saat bu saat ne aradı ne sordu.
Şimdi biz muhtara buradan sormak isteriz; O listede, yani seninde "akrabalarının" delege yazıldığı listede kaç kişi varki bu mahallede oturmaz, Kaç kişi varki senden veya sizden olduğu için delegeliği düşmez. Biz kan bağı olan olmayan akraba hısım birçok delegenin içinde "sizin" tanıdık hanenize yazılı delege olmuş ama orada oturmayan insanların isimlerini verince neden şaşırdınız?
Haydi, muhtar göreyim seni, Tüm delege listesini al eline bir güzel güncelle, tespit et o mahallede oturmayanları, akraban hemşerin dahi olsa yap bunu!
Evet muhtar, sen bunları yaparsan heykelini dikerler mahallenin girişine. Lakin gerekeni yapmayıp ta sadece bu yaptığınla kalırsan; Bu güne kadar hiç bu kadar partizan bir muhtar görmedik, Hiç bu kadar yanlı muhtar bilmedik duymadık derler ve bundan sonrada böyle anarlar!
Biliyorum şimdi sen bana diyeceksin ki ben görevimi yapıyorum. Yap muhtar yap, sonuna kadar görevini yap bende mahalle sakini olarak sana destek olayım. Lakin şu haliyle sen söyle nasıl destek olalım.
Sevgili muhtar unutmayın 2004 seçimlerinde üç akraba aynı anda muhtarlık seçimine girdiniz üçünüzde kaybettiniz gibi size oy verenlerede kaybettirdiniz! Size verilen oyları heba ettiniz, seçmeni hiç edip meziyetsiz birine yıllarca mahallemizi yönettirdiniz.  Görünen o ki şimdide kendi kapımızın önünü süpürmeden sizi partizanlığa çekmeye çalışanlar var, aman ha muhtar buna çok dikkat et, kısa vadede zafer peşinde koşma, sokak jargonunda bir söz varya; Sakın ola " dolmuşa gelme"!...
Unutmayın ki bir insan "en güçlü anında en güçsüz, en güçsüz anında en güçlü olabilir" Çünkü bu ülke geleneğinde seçimde var, atama da var, darbede var!
İyisimi, sen güzel şeyler yap, bizde senin güzelliklerini yazalım!
Dünkü seçim dünde kaldı muhtar, bundan sonrada seçim var!

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Mutasyon!

2/12/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

 

Domuzmudur nedir şu acayip grip, ha geldi ha gelecek 3–5 bin kişi öldü ölecek, buda yetmezmiş gibi birde “mutasyon” geçirmezmi meret.

Neymiş bu mutasyon denen dönergeç? Baktık başucu sözlüğümüze, bakın neler çıktı neler.

 

Mutasyonun bilimsel anlamı; canlının genetik bilgisinde meydana gelen ve kuşaktan kuşağa aktarılan kalıtsal değişmelerdir.


Bireyin, kalıtsal özelliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan genetik şifre herhangi bir nedenden dolayı (X ışın, Radyasyon, Ultraviyole bazı ilaç ve kimyasallar, ani sıcaklık değişimleri vb. maddelerle) bozulabilir. Bu durumda DNA’nın sentezlediği Protein veya Enzim bozulur. Böylece canlının, proteinden dolayı yapısı, enzimlerinden dolayı metabolizması değişebilir. Bir gen mutasyona uğradıktan sonra kararlı hale gelir ve “tekrar eski haline dönmek için herhangi bir eğilim göstermez.”
Bakın efendim tırnak içine aldığımız yere dikkat edin! İsterseniz tekrarlayalım; “tekrar eski haline dönmek için herhangi bir eğilim göstermez.” Miş!


Demek ki bozulan bozulduğu ile kalıyor!


Siyasette ise bu tür mutasyonlar sanırım genetik biliminin dahi yetişemeyeceği hızlarda oluyor. Bir de otomobil dünyasında olanlar vardı bu mutasyonun; Doğan Görünümlü şahin. Sık sık gazetelerin oto satış ilanlarında görürdük ; “sahibinden satılık [orijinal] doğan görünümlü şahin” hem de orijinal!


Biz yine buralarda oyalanmayıp dönelim siyasetteki mutasyona; Otomobil dünyasındaki mutasyonun adı “Doğan Görünümlü Şahin” ise, siyasettekinin adı da “Doğan Görünümlü Akbaba” olsun!


Neden akbaba?

Konunun ana teması anlaşıldığından sanırım akbaba nedir ne değildir, açıklamamız gerekiyor.
Akbabaların başları kel kursakları büyüktür. Yürümeye ve leşleri tutup kaldırmaya uyum sağlamış olan ayakları iri ama güçsüz, tırnaklarıysa yassıdır. Gagaları genellikle eti ve deriyi koparabilecek kadar güçlü ve kalındır.

Akbabanın besin seçme alışkanlığı olmadığından genellikle leş, çöp ve ara sırada canlı hayvan gibi ne bulurlarsa yerler. Yalnızca bazı türleri Kaplumbağa kuzu gibi savunmasız hayvanlara saldırır. Akbabalar uzun ve geniş kanatları sayesinde saatlerce havada kalabilirler.

İçlerinde biri ölü ya da can çekişen bir hayvan bulduğunda öbürleri de kilometrelerce uzaktan uçarak gelir. Sürekli birbiriyle kavga eden akbabalar, Dışarıdan gelen saldırılarda ise bir birlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar.


Akbabalara has bu tür özellikler, kimi insanımızca da taşınıp, kimlik oluşturmuştur. Geçirmiş oldukları mutasyon sonucunda bu tür kalıtsal özelliklerde kazanım yapmışlardır.

En büyük tedirginlikleri epeyce geniş olan kursaklarıdır. Yaşamlarını bir şekilde idame ettirmek zorundadırlar. Kendinden güçlülerin yanında, kendinden zayıfların ise karşısındadırlar.

Birbirleri ile ilişki düzeyleri çıkar üzerine inşa edilmiştir. Koku alma duyuları da güçlüdür. Midelerinden düşündükleri için, düşünceleri sarmal bir yapıya sahip, devamlı dönüp dolaşmaya meyillidir. Bugün buradan doyuyorsa, yarın da muhakkak başka yerde leş aramaya devam edecektir.


Genelinde yırtıcı geçinen bu tür leş yiyiciler, kimi zaman da pençelerini kendine sapladıklarından bihaber kayalara çarpa çarpa uçmaya da devam ederler.

Mücadelelerinin merkezi, yaşamlarını sürdürmektir. Hangi yanlışı önüne koysan onlar için doğru, hangi haksızlığı yapsan onlar için hak olan odur. Bugün senden, yarın öbüründendir. Onlar için güç, başkalarından gelen güçtür.

Savunma mekanizmaları da o doğrultudadır. Bu nedenle kendinden zayıf olanların karşısında kalmaya mahkûm olmuşlardır. Asla elindekini kaybetmeyi göze alamazlar. Aynı kalıptan dökme çevreleriyle bir halka kurup, etrafını sararlar.

Kendinden artakalanları da, peşinden getirdikleri, en son toplayıcılar olan leş kargalarına bırakırlar. Alacaklarını aldıkları yerde alınacak başka bir şey kalmadığından emin olunca kaldıkları yerden mutasyona devam ederler.

Nede olsa “başkalaşmamak” diye bir sorunları yoktur!

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yağma Hasan’ın Böreği!

23/11/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

 

 

Bir araya geldiğimiz zamanlarda dostlarımızla siyaset konuşurken bazı aklıselim ufku geniş arkadaşlar, “Bu yapı böyle devam etmez ya karşılarına liste çıkartıp maçı alırız, ya da onurumuzla kaybederiz” düşüncesini savunur.  Diğer taraftan ise malumunuz günümüzde her dernek, cemiyet vede bilumum siyasi partilerde ne yazık ki mevcut yapıdan beklentisi olanlar o yapıya çoktan sığınmıştır. Onlar için methiyeler düzüp, laf söyletmiyor, bırakın toz kondurmayı ellerine birer sineklik almış, sinek bile kondurmuyorlardı. İşin garibi seçkin olmak, seçilmiş olmak, temsilci olmak yetkisini kopartamayınca başlıyordu figanı feryat.

Heyhat, heyhatttttt! Önce vurdular arabeskin demine;


“Nerde sevdiklerim hani sevenler
Ağlatıyor beni acı gerçekler
Bitmiyor isyanlar, bitmiyor suçlar
İnliyor başımı vurduğum taşlar
İhtiyar olmadan ağardı saçlar
Kar beyaz saçımı yolasım gelir...”


Yinede uğraşır belki bir yanlışlık olmuştur, Bu iş bensiz olurmu?

Ben yoksam hiçbir şey yoktur.

Ben varsam sizde varsınız.

Benden daha akıllınız varmı?

İmarı en iyi ben bilirim! Yerel yönetimler yasasını en iyi ben bilirim!

Ben bilirim, ben bilirim diyerek benliğini ortaya koyar.

 

Lakin oda işe yaramayınca! Hemen ardından yeni şarkılara başlar!

“Eyvah!

Yine bana hüsran
Bana yine hasret var
Yine bana esmer günler düştü eyvah!
Yine bana hüsran bana yine hasret var
Yine bana sensiz günler düştü..."


Eyvah ki ne eyvah!

Deve güdücülerin barındığı yerlerde geçerli olan kuraldır bu. Kafalarını gömdüğü kumdan çıkarıp da etrafına bakınmazlar, bakınmadığı için de görmezler. Doğru da onlardır, haklı da onlardır. Herkes aynı düşünceye sahip, aynı kalıbın içinde, yol aldığını sanmaktadır.


Mevcut düzen tekeri patlamış araba gibi ite kaka yürütülmeye çalışılırken, bu alışılmışlık da görmezlikten gelmeye devam eder. Yatılan yere pislememek misali, sığınağına sığınmaktan başka çareleri de yoktur. Biri çıkar da bir laf demeye kalkarsa, hemen tırnaklarıyla tel örgüleri çekerler. Aslında çok küçüktürler, bakmayın öyle kalabalığa, hani derler ya “kuru kalabalık” misalidirler. Ayık halleri de uyku halleri de bir olduğu için, düşledikleri düşten uyanamazlar.

Gel zaman git zaman öyle bir dürtme yerler ki, ne düş kalmıştır, ne sığınak. Ahde vefa denilen borç, ödenmemiş, veresiyelerin üzerine çizgiler çekilmiştir. Sığındıkları yer çatısını toplayıp gitmiş, dımdızlak, cıscıbıldak kalmışlardır ortalık yerde. Kabukları da yoktur ki kaplumbağa misali içine çekilecek.

Hak, kapanın elinde kalan bir getiri değildir. Hak, kazanılıyorsa Hak’tır. Doyumsuzların sofrasında, kazanlarında kaynatılmaya devam edilirse birileri mutlaka kazan ateşinin üzerine su serpecektir.

Neydi?

Memleket Yağma Hasan’ın Böreği değildi ya kapanın elinde kalsın!

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GDO’lu ilişkiler!

23/11/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

 

GDO genetik yapısı değiştirilmiş canlılar için kullanılan kısaltmadır. Terim olarak trans genetik de aynı anlamda kullanılmaktaymış.

Herhangi bir canlıya hücre dışından uygulanan genetik tekniklerle yabancı bir kaynaktan gen aktarımı yapılması sonucu gelişen canlı GDO ‘dur. Bu canlılar kullanım amacı ve yerine göre GDO tohum, gıda, yem, maya, hammadde, ilaç, aşı gibi ürünler olarak kullanıma sunulmakta olduğu söyleniyor.

Aynı ürünlerin geleneksel karşılıkları da bulunduğundan, “GDO” terimi ürünün başına eklenerek gen aktarılmış olanlar diğerlerinden ayrılır. GDO mısır, GDO soya vb.

 

Bir canlının GDO olarak kabul edilebilmesi için; üreme, çoğalma veya genetik materyalini aktarma yeteneğine sahip olması, kendi sınıfına ait olmayan bit geni taşıyor olması
söz konusu yabancı genin doğal süreçler dışındaki yöntemlerle o canlıya aktarılmış olması gerekirmiş.

Yani, ebeveyn canlıların GDO olmaması şartı ile geleneksel ıslah ve seleksiyon yöntemleri kullanılarak geliştirilen tarım çeşitleri doğal süreçler kullanılarak geliştirilen canlılar hibrit tohumlar GDO değilmiş.


Bir ürünün GDO ürünü olarak kabul edilebilmesi için ise; GDO içermesi veya GDO lardan oluşması veya GDO dan elde edilmiş olması gerekir.


Yani; hormonlu ürünler, ilaçlı ürünler, işleme ile besin yapısı değiştirilmiş ürünler GDO ürünü veya genetiği ile oynanmış gıdalar değildir.

Bu GDO’lar insan ilişkilerine de sıçramıştır. Dernek vakıf ve siyasi partilerde de GDO beyleri vardır.
Bu GDO beyleri genellikle kongre zamanı ortaya çıkar. İttifaklar çıkara dayalı geçici olup asla sürekli değildir. Çıkarlar biter GDO luk biter.


Hani bir ta sözü derya; “Öküz öldü ortaklık bitti” diye. Hah işte aynen öyledir.


Siyasi partilerde Kongreler yaklaşırken bazı GDO’lu delege ağaları kapı kapı dolaşır kendilerine “GDO’CUK” ararlar. Geçmişte onlara hakaret hatta küfür dahi etse işin içinde çıkar oldu mu akan sular durur. Küfürler hakaretler unutulur. Çıkar amaçlı GDO’lu yol yürünecektir kısada olsa. Ters düşseler bile bir araya gelmekten çekinilmez.


Bu GDO’lular genellikle ihaneti, seviyesizliği, kişiliksizliği kendilerine övünç madalyası yapan çıkar gruplarına hizmet eden sinsi korkak ve silik tiplerdir.

Tek başlarına bir hiç, kalabalık olunca cengâver kesiliverirler. İşine gelirseniz kolunuzdan çıkmaz övgüler dizerler, işine gelmezse yolunu değiştirirler sizinle tokalaşmazlar bile. Yaptıklarıyla pişkin pişkin övünürler. İhanet damarlarında vardır, aynen akrep gibidirler.

GDO’ ya başka bir örnekse: Adam bir siyasi partide sıradan bir görevlidir, seçimler yaklaşmaktadır, Ankara’da partinin en üst organında ara sıra görüştüğü biri vardır, aslında aralarındaki ilişki hiçte normal değildir, fakat bu GDO’lu onbaşı kendini öyle boyamış öyle şişirmiştir ki aynı yalancı kurbağa gibidir, Siz onu Albay sanarsınız!


Etrafında olupta Ankara’dan “atama torpili” ile koltuk bekleyenler aslında bu GDO’lunun ne kadar güçsüz zavallı olduğunu bilmelerine rağmen ya gerçekten güçlüyse (ya çıkarsa) diye etrafında dört dönüp bir dediğini iki etmemekteler, hatta bu yalakalar o meşhur GDO beyin ayaklarını bile yıkamaya hazırdırlar.


Aslında kendi yaratıkları içi boş “Dev”e bir süre sonra kendileride inanırlar güce tapmadan yaşayamayacaklarını bildikleri için ondan daha GDO’lu bir başkasını bulana kadarda onu bırakmazlar.

Sanırım bu GDO’luların beyin boyası dökülüp atıl hale gelince de tamamına yakını yahu “ben dememişmiydim” diyerek hızla terk ederler. İşin garibi onlar asla GDO’suz yaşayamazlar, hemen ilk buldukları GDO beye sığınırlar.

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Aşk yazacağım!

 

 

Benim gördüğüm rüyayı herkes mi görüyor, yoksa herkesin rüyası ben miyim?

 

Bu topyekûn bir rüya ve bu rüyayı hep beraber görüyoruz. Bir kişide toplanmış milyarların hayali ve biz bu hayali hep beraber görüyoruz. Yoksa gerçekten hepimiz tek kişi miyiz? İyilikler de kötülükler de bir kişiden, yani ben-sen biriz ya, benim-senin toplamımız da biz olduğuna göre bizden mi çıkıyor?

 

Herkes bir köşede bir şeyler yazıyor ama okuyan yok! Ben de okumuyorum çünkü yazmaktan fırsat yok. Fakat ben yine de yazacağım. Bildiğimi, gördüğümü, hatta duyup da inandığımı bile yazacağım!

 

Aşk yazacağım… Sayfasız ve karşılıksız aşkları, “zaten yoktular” dedirten kadınları yazacağım. İhaneti yalanı, kalplere değil de sadece ağaç kovuklarına kazınmış sevdaları, dilsiz yürekleri, konuşan gölgeleri yazacağım.

 

Çalanları yazacağım… Yolsuzlukları, hırsızlıkları, rüşvet ve irtikâpları, nüfusrsızlarını, ihalecileri, eksik malzemeli iş bitiricileri yazacağım.

 

Koltukçuları yazacağım… Makam-mevki ve koltuklarından güç alanları, bu güç ile eli uzun olanları,  kendinden sonrakileri el altı elamanları olarak görenleri, yükseldikçe alçaltanları yazacağım.

 

Talepleri yazacağım… Müfettişlerin ispat etmiş oldukları haksız edinimleri ve geri ödeme taleplerini yazacağım.

 

Belediyeleri yazacağım… Kaçak elektrik kullandığı için ceza alan belediye meclis üyelerini belgeleriyle yazacağım… Meclise girebilmek adına bulunduğu partinin ilçe idare başına borcu üstlenilen otomobilleri, evleri, evin iç dekorasyonunu yapanları, hatta hediye edilen tabancaları hatta varsa tefeci meclis üyelerini yazacağım.

 

Halkın umudu partilere sızan çeteleri yazacağım… Emek hırsızlarını yazacağım… Emeği çalınan işçiyi, umutları aşa doğranıp yutulan gençleri, tersanelerde ezilen bedenleri, döner sermayenin yine sadece sermayeye dönüşünü, çocuk emeğinin sömürülüşünü yazacağım. 

 

Toplum umudunu yazacağım… Boşa bel bağlanan, siyasi partilerdeki işgal, duyarsızlık, görmezlik, vurdumduymazlıkla askıda kalan umutları, ertelenen baharları yazacağım.

 

Açlığı yazacağım… Mutfağında aş yerine taş pişiren, pazar artıklarını gözleyen, çöpleri bekleyen, filesi boş dönen, sofrasında bir somunundan başka nafakası olmayan haneleri, yersiz-yurtsuz, çatısız insanları yazacağım.

 

Köylüyü yazacağım… Efendimizken kenara itilen, toprağına göz dikilen, hatta toprağı bile kalmayan, buğdayı savrulan, ekinleri çiğnenen köylüyü yazacağım.

 

İnsanımızı yazacağım… Kendi diliyle konuşamayan Kürt’ü, teskere yerine kefen kuşanan askeri, düşüncesiyle, inancıyla sorgulanan kesimi,  cebiyle itibar gören kimlikleri, ezen zengini, ezilen garibanı, kitap bekleyen okulları, konuşmaktan bezgin insanları, saygıyı bile ticarete döken cambazları, alışkanlıklarından sıyrılamayanları, insan sağlığı ile oynayanları, milletin meclisinde savrulan küfürleri Yazacağım

 

Maaşına 3–5 kuruş zam gözleyenleri, zamlardan cepleri yananları, kasasında banknot balyalarını çoğaltanları, elini cebine boş atıp da boş çıkaranları, meydanlarda yapılan gafları, dostluğu çıkarlarda arayanları, çocukların eline oyuncak değil de taş tutuşturanları, savunduğu düşüncesini satanları, vatan - millet deyip de o değerleri peşkeş çekenleri, çalınan hayatları, namusunu satanları-namus uğruna dökülen kanları, birbirine arkasını dönmekten korkanları, şunları, bunları... Hepsini tek tek yazacağım ve her biri bu rüyanın içinde tek tek yerini alacak.  Ne de olsa hep beraber bu rüyanın içindeyiz, yine hep beraber aynı hayali paylaşıyoruz.

 

Yoksa hepimiz gerçekten tek kişi miyiz?

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Boyanmayla silinmez lekeniz!

20/11/2009 -Kategori: F_ Haber kenti 2009

Evet, efendim ne desek ne yazsak boş bunlara hoş bunlara! Altın işlemeli palan vursan eşek yine eşektir.

Arlanma, utanma, edep, ahlak hak getire!

Aynaya bakmaz boyunu ölçmez, dilini bilmez geviş getirir, kiminin toynağı var kimi çift hörgüçlü. Kimi anırır, kimi havlar. Utanmadan da halkçıyız biz emeğin yanındayız halk saflarındayız biz diye gerim gerim gerinirler, böbürlene böbürlene gezerler. O dernek bu cemiyet ahkâm keserler.

Yine tepemi attırdı bu okumadan konuşan ezberci çakma en solcu ablalar ağabeyler.

Eskiden naylon solcu derdim bunlara, geçenlerde Facebook’ta bir arkadaş “çakma solcu” diye bir hitap kullandı, benim de çok hoşuma gitti, dedim senden çalacam bu lafı, dedi zaten serbest ortalıkta dolanıyor al senin olsun. Evet, bu çakma solcu hitabını biraz da ben diyeyim!

Son zamanlarda biliyorsunuz; İMF toplantıları, ayakkabı atmalar, çeşitli protestolar. Özellikle İstanbul sıcak günler geçirdi. Bizde işimiz bu dedik birçoğunu yakından takip ettik. Beyoğlu’nun İstiklal Caddesi ve sıraselvilerde sıcak saatler yaşanırken, ara sokaklarındaki kahvelerin sokağa attığı sandalyelere kurulmuş 40–60 yaşa arası saçları röfleli, boyunları incik boncuk dolu, konuşurken kelimeleri entelektüel literatürden cımbızla seçerek cümlelerinin içine katan kokoş laklakçıları görünce yine tepem attı!

Bunlar evliliği esaret, çocuğu kelepçe, aşkı küçük burjuvalık görüpte evde kaldığı için teselliyi umutlarda düşlerde, Umutlar düşler yetmeyince ucuz şaraplarda arayan, falan bar senin filan bar benim, o dernek bu lokal, şu miting bu gösteri dolanan, özünde ise insanlar gösteri yürüyüş eylemi yaparken bunlar kahvehanelere kaçıp çay sigarada boğulan laklakçı 50 lik ruhen ve fiziken çirkin kokoş modeldirler. Lakin çok “güzel” olupta bu türlere yakın laklakçılık eğilimlere meyilli olanlarda mevcuttur.

Çirkinlik demişken, bu hal göreceli bir durum olup kimine göre fiziksel, kimine göre ahlaksal, kimine göre ise her ikiside!

Fiziksel olanı hoş karşılarken ahlaksal olanına sessiz kalanların çoğaldığı bir durumdayız. Bu durumdan yola çıkınca fiziksel ve ahlaksal olanlara tepki vermekten korkan sözde ahlaklılar dahada çoğalmadı mı? Tepkisiz ve edilgenleşenlere ne diyebiliriz?

Bunların ortak sorunu, aradığını bulamama veya bulduğundan da çabuk bıkma nedeni yüzündendir. Ancak aradığını bulamayan “çok güzeller” genelde rock veya metalci olmayı tercih etmektedirler ve sonradan kendilerini dövme, pirsing gibi bir takım şeylerle çirkinleştirmektedirler.

Çirkinler ise önce radikal, sonra entelektüel bir çevreye dâhil olup aradığını bulamayınca kendini türkü barlara, daha sonra ise sokağa atmak zorunda kalan boş vermişliği ise değer sanarlar. Umumiyetlede öylede yapar her şeye boş verirler!

Sözüm ona bakımsız kadın solcu olurmuş? Çünkü hayatta süslenip püslenip erkeklere kendini beğendirmekten başka şeylerin olduğunun farkına varmıştır. Hayatın iyi bir kocadan iki çocuktan ibaret olmadığını anlamıştır. Zaten solcu olduğu için kapitalist dünyanın kozmetik sanayisine para yedirmek diye bir derdi yoktur. (günümüzde temiz olmak yetmiyor, illaki boya sürünecekmiş)
Ayrıca çirkin değildirler sadece sarı saçlı, ojeli, rujlu kokoş kızların yanında sönük gibi durabilirler.

Aslında solcu kadınların çirkin olarak algılanması ya da çirkin kadınların özellikle solcu olduğu iftirası; aptal sarışın meraklısı akılsız cebi şişkin erkeklerden dolayıdır. Bir kadın hem güzel olup hem de dünyada neler olup bittiğini bir erkeğe hatırlatıyorsa erkek tarafından itibar görmeyebilir, Çünkü erkek akıllı güzel kadından korkar. Aslında solcu kadın güzel kadındır, çünkü düşünmekte ve değiştirmek için çaba harcamaktadır, hem doğaldır hem sıra dışı.

Onca makyajı yapıp dışarıya adım atan kadınların, eve gelip duş aldıktan sonra aynaya baktıklarında aynadaki kendi görüntüsüne öcü gibi bakıp çığlık atmalarından daha kötü ne olabilir dedirten anlamsızlık.
Bu yaklaşım kendisini daha çok, kapitalist yanlı, komünizme, tarihine ve komünist kadınlara dair bir şey bilmeyenlerde görülmektedir. Komünizmin tarihi, güzel ve aklı başında kadınlarla doludur. Onlar bu tür şeyleri konuşma gereksinimi duymazlar çünkü insana insan olduğu için değer katarlar, fiziksel ölçüleri kantara vurmazlar.

Giyinip süslenmeye zaman ve para ayırmaktansa kitap almayı tercih ederler. Kuaförde saatlerce zaman geçirmek yerine arkadaşlarıyla sohbet etmeyi yeğlerler. Ayrıca birçok ben kadınım diyenden daha kadındırlar, kadınlıklarının farkındadırlar. Kadınlığın sadece dış güzellik olmadığını fark eden akıllı şahsiyetlerdir. Bunun yanı sıra kadın olsun erkek olsun doğalken daha güzeldir!

Saç boyamayla baş değişmez

Baş boyamayla yaş değişmez…

Yunmayla arınmaz kiriniz

Boyanmayla silinmez lekeniz

Kırkından sonra azanı

Teneşir temizler demiş dedelerimiz!

 

Kısacası Eşeğe altın palan vursan yine eşektir yine eşek!

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Kongre mevsimi!

14/11/2009 -Kategori: D_ Ger_ek Gazetesi 2009

people015epsbzg9.jpg

 

AKP kongrelerini tamamladı. Genel başkan yeniden oy birliği ile seçildi. Şimdi sıra yakında il başkanları ve parti üst yönetiminin gireceği MHP kampında ve önümüzdeki günlerde kongreleri başlayacak CHP’de.

Evet, CHP yi kongre heyecanı sardı, Partinin her ilçede örgüt binaları dolup taşıyor dün ortalarda dahi olmayanların bazıları bu gün delegelik için koşuşturup parti ileri gelenlerinin kapılarından eksik olmuyor.

Tek istek şimdilik sadece mahalle delegeliği, hemen peşinden istek büyüyecek hemen her delegenin gönlünden İlçe yönetim kurulu üyeliği ve İl delegeliği geçecek. Fakat bunlar oldukça sınırlı Yönetim Kurulu bir başkan ve ondört üyeden oluşuyor toplam 15 kişiden ibaret.

Bölgemizin en çok il delegesi çıkartan ilçeleri ise Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Avcılar Bildiğim kadarıyla Avcıların 19 kişi il delegasyonu listesine girip il yönetimini ve Genel merkezi belirleyecek Kurultay delegelerini seçecekler. Tabiî ki burada verilecek veya alınacak kurultay delege sayısı (Avcılar için) 4 kişidir, Bu 4 kişinin Bir tanesi ilçe başkanı, diğer 1 tanesi İlçe belediye başkanı, diğer iki tanesi için ise geride kalan 19 il delegesi kıran kırana mücadele edip yarışacaklar.

Bu yarışı kazananlar Genel başkanı, parti meclisini ve MYK’yı seçmek için Ankara’ya gidecek, orada da yarış devam edecek, kimi parti meclisine girmek için, kimi parti meclisine girecek bir dostunu arkadaşını desteklemek için kulis yapacak.

Nihayetinde her 2 yılda bir yapılan Büyük olağan kurultay yapılacak, Genel başkan, MYK ve Parti meclisi seçilecek yeni bir 2 yıl başlayacak kazananlar kazandıklarının tadını çıkartmaya çalışacak.

Kazanamayanlar pusuya yatıp kazananların açıklarını takip edecek, bu günkü düşmanlıklar dostluğa dostluklar düşmanlığa dönüşecek ve 2 yıl bitirilmeye az bir zaman kala bu heyecan yeniden başlayacak her şey tekrar sil baştan küslükler unutulacak dargınlar barışacak bu kısır döngü hep var olacak.


Bu ne zamana kadar sürecek dersiniz? Ben söyleyeyim; Birincisi Siyasi partiler yasası değişmeli. Bu yasa adalet dağıtmıyor. Mahalleden ilçeye, ,İlçe’den il’e, il’den genel merkeze kadar olan seçim sürecinde nispi temsil yok.

Örneğin bir yerde 401 üye vardır, İki liste seçime girer, Bir gurup 201 diğer gurup ise 200 oy alır! Heyhat işte hayat 200 oy alan için burada durur, çünkü kendisinden 1 oy fazla alan delegenin tümünü almıştır. Hani nerde demokrasi? Aslında her grup aldığı oy oranında temsilcilik kazanmış olmalıydı adaletli davranış budur!

İkinci olarak ise partilerin kendi sorunun olup, keşmekeşlik parti okulu kurulana kadar sürecektir. Parti okulunu bitirenlerin asil üyeliği belli bir yaşa kadar veya ölene kadar veya partiden ilişiği kesilene kadar sürmelidir. Öte yandan parti okulunu başarı ile bitiren yedek üyeler birbirini yemeyecekler kendilerine sıranın gelmesini bekleyecekler. Senin adamın benim adamım açmazından kurtulacaklar, çünkü buna ihtiyaç duyulmayacak bu açmazın sebebi “sözde” Demokrasi adına yapılan seçimlerdir. Kısacası ne zamanki parti okullu olacak delege entrikalarla dolu delege seçimleri bitecektir. İşte o zaman sorunda bitecektir.


Birazda Avcılardan haber verelim. Avcılarda CHP’de şu an itibariyle delege çıkmak adına sessiz kalanlar sanırım ilçe başkanı, yönetim kurulu ve il delegasyonu seçimlerinin olacağı ilçe kongresinde pekte sessiz kalmayarak ya yeni bir açılım adına fırtınalar koparacak, yada statükoya devam diyecekler.

Beldeden ilçe statüsüne geçen Esenyurt ta ise Makine mühendisi olan Kemal Deniz Bozkurt isminde uzlaşı sağlanmışa benziyor. Bizde Kemal Deniz Bozkurt’un başkan seçileceğini sanıyoruz. Barışçı hoşgörülü ve uzlaşmacı tavrıyla Esenyurt ilçe örgütündeki tüm üyelerin takdirini ve beğenisini kazanan Bozkurt hemen hemen tüm kurmaylarında desteğini almışa benziyor. Durum o ki Bozkurt yıllardır Esenyurt ta yapılan sert çekişmeli ve bazense kırıcı olan parti içi seçimlere durun artık bu parti bizim değilmi? Zaman barış ve uzlaşı zamanı diyecektir!

Bu gün kısaca değindiğimiz Avcılar Esenyurt ilçelerininde içinde olacağı diğer ilçelerin analizini kısa bir süre sonra yazmaya başlayacağız.

Günün sözü; Ya barış içinde hak ettiğini alacak, olmuyorsa söke söke kopartacaksın. Küçük adamların Lütuflarını kabul etmeyeceksin ki onların büyümesinde pay sahibi olmadan insanlık makamında yerini alasın. (Bizden)

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı